İSLAM'DA KABZ VE BAST

Bir tasavvuf terimi olarak kabz, bast kavramı ile birlikte kullanılır. Kabz ve bast, korku ve ümit (havf- reca) hallerinin üstünde, neşe ve endişe (üns ve heybet) hallerinin altında iki manevi haldir. Kabz halinde kul tutuk ve zihnen kısır bir haldedir. Aklına ve gönlüne bir şey gelmez…

Kabz ve bast ariflere mahsus bir haldir. Kabzın sebebi, salikin kalbine sitem yollu bir tecellinin gelmesi ve edeplendirildiğine ilişkin bir işaret almasıdır. Kavram olarak kabz, ruhen tutukluk, içine kapanma, bir şey düşünmeye ve söylemeye isteksizlik demektir. Bast ise ümitle dolma, ruhen genişlik ve coşkunluk, anlama ve kavramada açılma halidir.

İnsan zaman zaman ruhen daralır veya ferahlık duyar. Kabz hali celali, bast hali ise cemali bir tecellidir. Bunlar gece ve gündüz gibi birbirini takip eder durur. Bu iki hal insanın manevi yükselişinde iki kanat gibidir.

Kabz ve bast halleri insanı korku ve ümit arasında dengede tutan bir durumdur. Kişi kabz halinde tevbe ve istiğfar ile Allah’a yönelir, manen terakki eder. Bast halinde ise şükrederek derecesini artırır. İnsan, devamlı kabz halinde yaşasa bütün ümidini kaybedebilir.. Sürekli bast hali yaşayan kimsede ise akıbetini garanti görme hastalığı ortaya çıkabilir.

Havfu reca ile kabz u bast birbirine karıştırılmamalıdır. Birisi, insanın beklentileri ve inancı neticesidir. Diğeri, haldir ve hemen her mertebede, her makam ve payede kulun başına gelebilecek bir durum; Yolcuyu sürekli alakadar eden bir husustur.

Kabz (iç darlığı) halindeki zaman dilimleri uzun ya da kısa sürebilir. Bu bazen Allah’tan uzaklaşma ile gelmiş bir küsuftur. Günah ile gelmişse, tevbe ve istiğfar ile süresi kısaltılabilir. Bazen çok uzun kabzlar ümitsizlik vesilesi olur, insan bu durumlarda adeta hiç ışık görmez. “Allahu yakbidu ve yebsut”  [Kabzı veren de, onu basta çeviren de Allah’tır] (Bakara 245) hakikatince, kabzın gelişi, süresi ve basta inkılâbı Allah’ın kudret elinde olan bir haldir,

İnsan, her şeye rağmen vefa ve sadakatle sürekli “Rahmet kapısına yönelmelidir. Kabzı da bastı da Allah’tan gelen bir imtihan gibi bilmeli ve yöneldiği o kapının tokmağını çalmaya ve eşikte beklemeye, iç daralmalara ve kalbi tıkanıklara maruz kaldığı dönemlerde de devam etmelidir.

Kabzdan kurtulma yollarından en evvel zikredilmesi gereken husus, ayet ve hadislerde ifade buyrulan husustur: İşlenen günahın, kötülük ve seyyienin hemen arkasında bir sevabın, iyilik ve hayrın yapılmasıdır. İnşallah, yapılan bu hayır o kötülüğü silip götürecektir.

KABZ VE BASTIN SINIRLARI

Birisinin başladığı yer diğerinin bitiş noktasıdır. Kabz kısa da sürebilir, çok uzun da olabilir. Bazen nebiyi bile mahzun edecek şekilde kabzlar yaşanabilir. Bu bazen Allah’tan uzaklaşma ile meydana gelmiş bir küsuftur.(Tutulma) Günah ile gelmişse, tevbe ve istiğfar ile kısaltılabilir. Bazen çok uzun kabzlar ümitsizlik vesilesi olur. İnsan bu durumlar da adeta hiç ışık görmez. Her ne kadar uzun ya da kısa sürse; kabzı da, bastıda Allah’tan gelen bir imtihan gibi görmelidir. Her zaman Allah’a kulluk görevlerini yerine getirmeye ve Allah’la olan irtibatı koparmamaya çalışmalıdır.

Sürekli bast tehlikeli olabilir. Bazen içte inşirah (gönül ferahlığı) hâsıl olur, insanın oynayası gelir. Sebebi belli olmadan insan maiyet hissi ile dolar da yerinde duramaz hale gelir. Böyle durumlar da tevbe ve istiğfarı çoğaltmak gerekir. Bu şekildeki bir hal gaflete ve yanlışlığa düşürebilir. Her şeyi kendinden bilebilir, inşirahların kaynağının kendisi olduğunu sanabilir.

Kul, başarıları devam ederken de günah işlemiş gibi Allah’a yönelmeli ki, bu başarıları kendisinden bilmesin ve cenabı hak onları hezimete çevirmesin.

Kabzdan kurtulmanın yolu; ayet ve hadislerde belirtildiği gibi, İşlenen günahın, kötülük ve seyyienin hemen arkasından bir sevabın, iyilik ve hayrın yapılması gerekir. Dolayısıyla yapılan hayır kötülüğü siler götürür. Allah Teâlâ’nın rızasını kula yaklaştırır.

İyi kullar mazhar oldukları bast karşısın da bile “Ben ne yaptım ki böyle bir mükâfat verildi” derler. Bu hali istidraç zannederek sıkıntıya düşerler.

Biz sizi korku, açlık, mal, can ve ürünlerden eksiltmek suretiyle kesinlikle sınarız. Sabredenleri müjdele” (Bakara 155)

“Onlar başlarına bir felaket geldiğinde [Biz yalnız Allah’a aidiz ve ona döneceğiz] derler.” (Bakara 156)

“Rablerinin bağışlaması ve rahmeti onlara dır. Doğru yola ulaştırılanlar da onlardır.” (Bakara 157) 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !