İBADETTEN NİÇİN HAZ ALAMIYORUZ?

 

Günümüzde pek çok kimse yaptığı ibadetlerden lezzet alamadığından, bilhassa namazları huşu ile edâ edemediğinden şikâyet etmektedir. Oysa bunu elde edebilmek için uyulması gereken şartları vardır. İnsan ancak bu şartlara uyarsa bunları elde edebilir. Bunlar yerine getirilmeden ne ibadetlerimiz salihlerin ibadetleri gibi huşulu olur ne de makbul amellerden sayılabilir.

Bu şartlar nelerdir? Sorusunun ehlince verilebilecek pek çok cevabı ve kurbiyet (Allah’a yakınlık) derecelerine göre de çeşitli tarifleri olacaktır. Fakat Ehlullahtan öğrendiğimiz kadarı ile bunun en önemli şartlarının; helâlinden kazanmak, gafletsiz yemek içmek ve haramdan kaçınmak olduğunu belirtelim.

Zamanımızda günaha düşme yollarının çok yaygın oluşu, Müslümanlarda günahlara karşı hassasiyeti törpülemekte, bir yandan ibadet ve zikirle meşgul olunurken, bir yandan zulmet ve gafleti getiren günah ortamlarından uzak kalınamamaktadır. Bu durum, sonuçta, “muttaki” (dindar) denilebilecek bir Müslümanın bile ibadetlerinden haz alamaması ve nefsin üşengeçliği gibi durumlarla karşılaşmasına sebep olmaktadır.

Oysa Sahabe-i Kiram efendilerimiz, ibadet ve taat kadar günahtan kaçınmaya gayret ettiklerini ısrarla vurgulamaktadırlar.

İbadette niyet ve tefekkür

Ehli hikmetten bir zat, “Yaptığı ibadetten haz almak isteyen kimse, şu dört esası gözetmelidir” diyor ve sıralıyor:
1- İbadete niyetle başlamalı,
2- Allah’a karşı minnettar olmalı,
3- Korku içinde ibadet işlemeli,
4- İbadeti ihlâslı olarak bitirmelidir.

Kul, yaptığı sahih amele niyetle başlayınca, kendisini o ameli işlemeye muvaffak edenin Allah-u Zülcelâl olduğunu bilir. Allah-u Zülcelal’e karşı minnet duyduğu takdirde, işlediği amele şükürle başlar ve bu şükürde Allah-u Zülcelal’in kendisine karşı olan bağışını artırmasını sağlar. Çünkü Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Eğer şükrederseniz, size verdiğim nimetleri kesinlikle artırırım. Buna karşılık eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphe yok ki, azabım pek ağırdır.” (İbrahim; 7)

Bunun yanında, kul yaptığı ibadeti korku içinde yaparsa onun sevabını elde etmeyi kesinlikle elde etmiş olur. Nitekim Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Hiç şüphesiz, Allah iyi amel işleyenlerin ecrini zayi etmez.” (Tevbe; 120)

İşlenen amelin dünyadaki sevabı ibadetten haz duymak, ahiretteki sevabı ise cennettir. Öte yandan kul, işlediği ibadeti ihlâsla bitirince, Allah-u Zülcelâl o ibadeti kabul eder. İşlenen amelin kabule mazhar olduğunun en önemli alameti, Allah-u Zülcelâl’in o kulu daha üstün bir ibadeti işlemeye muvaffak buyurmasıdır.

Buna göre, herkesin günahlardan kaçınarak olanca gayreti ile ibadete sarılması ve ibadetini de sırf Allah-u Zülcelal’in rızası için yapması gerekir.
 
SELMAN SADIK 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !