Helal-Haram-Sevap-Günah-Küfür-İnkar-Şirk

  • Helal ne demektir?

Helâl: Dinimizin yapılmasını uygun gördüğü, izin verdiği, onun kurallarına aykırı olmayan, dince yasaklanmamış olan iş ve davranışlardır Temiz olan yiyecekler, çalışarak elde edilen kazanç helal işlerdir Allah Kur’an’da şöyle buyurur: “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin”(Bakara 168)

 

  • Haram ne demektir?

Dinin yapılmasını yasakladığı iş ve davranışlara haram denir Örneğin; Anne ve babaya karşı gelmek, başkasınınmalına zarar vermek, başkalarıyla alay etmek, sözünden dönmek, dedikodu yapmak, söz taşımak gibi söz ve davranışlar dinimizce haramdır.

 

İki türlü haram vardır:

 

1-”Haram li-aynihî” (Bizzat haram): Haram kılınma hikmeti olan kötülük, zarar, kirlilik ve pislik kendi özünde bulunan ve kendisinden hiç ayrılmayan maddelerdir. Meselâ, içki ve domuz etinin özündeki zararlar, haram kılınmasına müreccih olmuştur. Fakat hakiki sebep yine ‘nehy-i İlâhî’dir (Allah’ın yasaklamasıdır).

 

2-”Haram li-gayrihî” (Dolaylı olarak haram): Haram kılınma hikmeti kendisinde bulunmayan, hâricî ve dıştan bir sebeple, elde etme ve kazanma şekline göre haram kılınmış olan maddelerdir. Meselâ elma aslında helâl kılınmışken; çalınıp yenildiğinde, kul hakkını ihlâl hikmetinden dolayı haram olur. Kazanç, içinde alın teri ve hak ediş olmadığında haramdır.

 

Allah-u teala bizler için peygamberleri aracılığı ile bazı buyruklar bildirmiştir Bu buyruklardan bazılarının yapılmasını emretmiş, bazılarını ise yasaklamıştır Yapılmasını istediği şeyler iyi, güzel, doğrudur Bizim için hepsi yararlıdır Yapılmamasını istediği şeyler de kötü ve çirkindir Hem bizim için, hem de çevremize zararlıdır Bu nedenle haram davranışlardan mutlaka kaçınmamız gerekir.

 

  • Sevap ne demektir?

Sevap: Yapılan iyi bir iş karşısında Allah tarafından verileceğine inanılan ödüle denir Dinimize göre yaptığımız her güzel davranışın bir karşılığı vardır Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan her güzel iş sevaptır Allah’a ibadet etmek, ders çalışmak, arkadaşlarımızla iyi geçinmek, insanlara yararlı işler yapmak, anne, baba ve öğretmenlerimizi saygı duymak sevaptı.

 

Bunlar iyi, güzel, faydalı, Allah’ın rızasını kazanmaya sebep olacak ve Allah katında değer ifade eden davranışlardır.

 

  • Günah ne demektir?

Günah; Dince suç sayılan iş ve davranışlara denir Dinimize göre yaptığımız her kötü davranışın bir karşılığı vardır Dinimizin yapılmasını yasakladığı şeylerin yapılması durumunda günah işlenmiş olur Yalan söylemek, iftira etmek, hırsızlık yapmak, dedikodu yapmak anne ve babaya saygısızlık, dinimizce günah sayılan davranışlardandır.

 

Bunlar kötü, çirkin, zararlı, Allah’ın hoşnut olmadığı ve Allah katında değer ifade etmeyen davranışlardır Bu nedenle bu davranışlardan mutlaka kaçınmamız gerekir.

 

Dinî bakımdan suç sayılan bir iş yapıldığında günaha girdi denir

 

  • Küfür, inkâr ve şirk:

Birbirini tanımlayan her üç kavram da tevhid inancına zıt bir inanıştır, yargıdır, hükümdür, kabulleniştir; haramların en büyüğüdür. Şirk, inkâr ve küfür ile sâir günahların arasını net biçimde ayıran Kur’ân’dır. Cenâb-ı Hak şirki bağışlamayacağını, sâir günahları ise dilediği biçimde affedeceğini şu âyetle bildirir: “Allah Kendisine şirk (ortak) koşulmasını elbette bağışlamaz. Bundan başka dilediği kimsenin günahını bağışlar. Allah’a ortak koşan, pek büyük bir günah ile iftirâda bulunmuştur.”1

 

İnsanı İslâm ve îmân dâiresinden çıkaran şey şirktir, inkârdır, küfürdür. Sâir günahlar kişinin îmân dâiresi haricine çıkmasını gerektirmez, kişiyi dâhilde bırakır. Dolayısıyla, mü’min günahkâr olabilir; ama münkir olamaz. Eğer münkir olsa, mü’min kalamaz. Yani inkâr ile îmân, aynı kalpte berâber bulunmaz. Diğer yandan, mü’min günahından dolayı şirkle, küfürle veya inkârla itham da edilemez. İnanarak “Lâ ilâhe illallah, Muhammeden Resûlullah” diyen; Allah’a, Kur’ân’a ve Kur’ân Peygamberine (asm) “bütünüyle” îmân eden herkes mü’mindir.

 

İster haram li-aynihî olsun, ister haram li-gayrihî olsun; haram kılınan şeyleri işlemekle günahkâr olacağımız gibi, teşvik etmekle de günahkâr oluruz. Bir mü’min kardeşimize ister duâ niyetine, ister bedduâ niyetine, “İnşaallah içki içersin!”, “İnşaallah fal baktırırsın!”, “İnşaallah şu bahçeden elma çalarsın!” gibi haram bir dilekte bulunmakla ancak günahkâr oluruz; ama bu fiillerle müşrik, kâfir ya da münkir olmayız. Yani fiilimizin şirk, küfür veya inkâr unsuru taşıması gerekir ki, küfre veya şirke girmiş olalım. Yani böyle bir “yanlış, isâbetsiz ve fâhiş dilekle” îmânımız gitmez, nikâhımız gitmez, küfre girmeyiz; fakat, günahkâr oluruz.

 

Şirk, küfür veya inkâr içinde gördüğümüz birisini derhal yargılayarak İslâm ve îmân dâiresinden çıkarmamız doğru değildir. Bizim, kul ile Rabb’i arasına girme yetkimiz yoktur. Ancak insanların lehine duâ edebiliriz, insanlar için îmân, salâhat ve hidâyet isteyebiliriz. Kucaklayıcı olmak, dışlayıcı olmaktan efdaldir. Yüce dînimizin rahmet yönünü göstermek ve Allah’tan rahmet dilemek, gazab-ı İlâhî’yi temennî etmekten daha fazîletlidir.

 

 

 

Yorum Yaz