Embed

GÜNAHLARIN YIKICI ETKİLERİ VE KORUNMA YOLLARI

 

Günah fıtratımızı bozuyor

Her çağın kendine göre bir kültürü ve yaşam tarzı var. Biz müslümanlar olarak, kalıplarını belirleyemediğimiz bir çağda yaşıyoruz.

İnsanı ilgilendiren her şey değişti; algılar, değerler, zevkler vs. Bu değişime paralel olarak, insanı anlatan kavramlar ve bunlara yüklenen anlamlar da değişti.

Göz kırpmadan işlenen günahlar, insanın yaratılıştan gelen özelliklerini köreltiyor, fıtratını değiştiriyor. Bencillik, enaniyet, kaba kuvvete başvurma gibi ne kadar kötü ahlak varsa sökün ediyor.

Öte yandan, her günahın, kalbin üzerini bir is tabakası gibi kaplayıp adeta kurum yağdırdığını düşündüğümüzde, kalbi kararmış bir insan, elbette ibadetten haz alamayacaktır. Bırakın haz almayı, o ibadeti yapmaya bile güç bulamayacaktır çoğu defa.
Kıymetli yazar Hekimoğlu İsmail’in dediği gibi “Her haram havada dolaşan toz lekeleri gibidir. Nasıl ki lekeler lambanın camına yapışır da o ışık dışarı sızamazsa, kalp fanusu da böyledir. Haramlar kalp fanusunu karartır, insan ibadet etmek istemez. Çünkü kalpteki iman dışarı tesir edemez, dışarıdaki ilim de kalbe ulaşmaz. İşte, insanla ibadetin uzak kalmasının sebebi budur. Her günah, vücut şehrine giren bir casus gibidir. Kendini günahlardan koruyanın ibadet etmesi kolaylaşır.”
Günahlar da aynen virüslerin bilgisayara verdiği zarar gibi kalbimizin ve ruhumuzun asıl/fıtri programının bozulmasına sebebiyet verirler.

Kalbe yerleşen virüsler

Her günah, tıpkı farklı sahalarda yazılan zararlı virüs programları gibi ruhumuzun ayrı bir fonksiyonunu hedef almakta ve bu amaca göre ‘işgal’ ettiği duygu fakülte(leri)mizi kendi emelleri doğrultusunda çalıştırmaktadır.
Mesela ‘solucan’ adı verilen virüsler, bilgisayara girebilmek için kendilerini ‘dost’ gösterirler ve rahatlıkla makineye yerleşirler. Daha sonra çöreklendikleri konumlarından bilgisayarı yönetmeye başlarlar.

Bir günah işlersiniz ve onunla vücudunuza yerleşen, ‘zulmet’ tabir edilen virüsler kalbinizi mesken tutar. Aynı şekilde, bir küçük günah da daha büyük günahların, büyük günahlar da dinden çıkmanın (küfür) solucan virüsleri gibidir. Adeta kuluçkaya yatan bu zulmet, aynı zamanda yeni günahlar işleme arzusunun taşıyıcı virüsü gibi nefsinizi ayartmaya ve kalbinize telkinde bulunmaya başlar.

Bir süre sonra, nefsin ısrarlı talebi, şeytanın iğva, yani kötüye teşviki ve kalbinizin meyletmesiyle, daha kötü bir günahın içinde bulursunuz kendinizi. Çünkü asıl programınız olan iman ve ilminiz devre dışı bırakılmış ve iradenizin yönünü belirleyen akıl aletiniz işlemez hale gelmiştir. Kalbin günah işleme kararı almasıyla, vücut azaları otomatikman harekete geçer ve adeta kontrolü başkaları tarafından ele geçirilmiş bir robot/bilgisayar gibi -Allah muhafaza- günaha sürüklenirsiniz.

Başkasının günahı da sana zarar verir!

Diğer taraftan, başkalarının işlemiş olduğu günahların da bize zararı vardır. Kişi kendisini günah ve gafletten korusa bile, beraber yaşadığı insanların kötü ahlakları ve günahları neticesinde, üzerlerine yağan ilahi gazaptan nasiplerini alırlar. İslam’da cemaate dikkat çekilmesinin, en önemli sebeplerinden biri de budur. Zira toplumda gizli veya açık işlenen bütün günahlar, ilahi gazabı devet eder ve gazap geldiğinde de suçlu suçsuz ayırımı yapmaz, herkesi vurur.

Bu durum büyük musibetlerin ve felaketlerin sebebi sayıldığı gibi diğer ferdi günahlar açısından da böyledir. Sürekli günahlarla düşüp kalkan, tövbeden uzak, fasıkça bir hayat yaşayan bir kimseyle yaptığınız arkadaşlık veya aynı ortamı paylaşmanız bile, kalbinizde ve ruhunuzda onulmaz yaralar açacaktır. Özellikle de samimi olduğunuz insanlar vasıtasıyla.

Ne yapmalı?

Peki, bütün bu kötü sonuçlara düçar olmamak için ne yapmalıyız? Aslında, bu konu bir yazıda ifade edilemeyecek kadar kapsamlı bir konudur. Başlıklar halinde özetleyelim ve gerisini tasavvuf kitaplarına havale edelim.
Özellikle günümüzde, günahtan uzak kalmaya çalışmak için insanın çeşitli tedbirler alması gerekir. Bunların başında, Allahu Teâlâ’ya karşı samimi bir kulluk gayreti içinde olmak gelmektedir. Niyet, bütün amellerin başıdır ve Allah’ın bize muamelesi niyetimize göre değişir.

 


İkinci olarak, kendimizi hayırla, ibadetle ve tefekkürle meşgul edersek günaha ve gaflete düşmeye vaktimiz kalmaz. Tembellik ve gevşeklik, ataleti doğurur; atalet de nefsin arzularını güçlendirir ve bizim irademizi felç eder. Felç olan bir irade ise çobanın önündeki koyun gibidir. Allah muhafaza, şeytan bizi dilediği haramlara sürükler götürür.
Üçüncü olarak, insan nefsini sürekli kontrol altında tutmaya çalışmalı, kötü isteklerine şiddetle muhalefet etmelidir. Nefse muhalefet kulluğun temel düsturlarındandır.

Dördüncü olarak, doğru bilgi ile aklımızı beslemeli, neyin günaha neyin sevaba götürdüğünü iyi bilmeliyiz. Ayrıca, şeytanın ve nefsin kalbe müdahale yollarını, nefis hastalıklarını öğrenmek de bu kabil bilgiler arasındadır.
Beşinci olarak, hiç değilse günde bir defa yatmadan önce o günkü amellerimizi, iç ve dış âlemimizde neler olup bittiğini gözden geçirmeliyiz. Muhasebemizi tam yaparak, hangi konularda günaha ve gaflete düştüğümüzü ve hangi konularda Allah’ın rızasını kazanacak işler yaptığımızı değerlendirmeliyiz.

Altıncı olarak, günah ve gaflete düşürecek kötü arkadaş ve kötü ortamlardan uzak durmalıyız. Kiminle arkadaşlık yapıyoruz ve birlikteyken halimiz nasıl, diye durum değerlendirmesi yapmalıyız. Ya kötü arkadaşımızı düzelteceğiz yada biz de onun gibi olacağız? Karar sizin…

Yine, TV, internet ve cep telefonu gibi sanal ortamlarda, nelerle meşgul olduğumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Sanal ortam diye, hafife alırsak, onca günahı ve bu arada zulmeti sinemize doldururuz, hafazanallah!
Bu ve bunun gibi tedbirleri herkes kendi hayatına göre tatbik etmeli, adeta cehennem alevleri gibi yükselen günahların yıkıcı etkilerinden kendimizi korumaya çalışmalıyız. Allahu Teâlâ, yar ve yardımcımız olsun. (Âmin)

Tavsiye Eserler: Seyda Muhammed Konyevi; “Azaların Afetleri”, “Cennet Yolunun Rehberi”, “Kalplerin Şifası Sohbetler”, Reyhanî yayınları.
SÜLEYMAN KARAKAŞ 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !