♥ ALLAH’ın YAKINLIĞINA ERDİREN YOLLARIN KAPILARI ♥

 

‎1. AKIL KAPISI
Akıl; çirkini-güzeli, eğriyi-doğruyu, hakkı-batılı bilerek, hakk...ı bulup onda sükûn eden melekeye denir. Zira Rasûl-i Ekrem Efendimiz hadis-i şeriflerinde aklı; “insana ALLAH’ı bulduran, ona îmanı öğreten ve ALLAH’a itâate sevk ettiren” bir meleke olarak tarif etmişlerdir.

2. SEVGİ KAPISI
Sevgi; herhangi bir şeye karşı aşırı ilgi duymaya denir. Sevgi ikiye ayrılır:

a) Hakk için olan sevgi,

b) Halk için olan sevgi.

Hakk için olan sevgi, güzel ahlâkın tebeyyünleri ile ortaya çıkan güzelliklerdir. Meselâ; hiç tanımadığı hâlde bir insana güzel ve kibarca davranıp onu misafir etmek, yedirip içirmek, ihtiyaçlarına gücü yettiğince yardımcı olmak, yapılan eziyetlere tahammül etmek insanı ALLAH’a îman etmeye kadar götürür.

Halk için olan sevgide ise, belki nefsin hoşuna giden menfaatler olabilir; ama sonunda, nefsin menfaatlerinin neticesi olarak ortaya çıkan hareketler insanı Hz. ALLAH’ın gazabına ve Cehennem’e götürür.

3. ÎMAN KAPISI
Îman; bütün yaratılmışlar; put, tağut ve tapılan diğer mahlukları bir yana itip onları yaratan Hallâku’l-Âlemîn olan ALLAH’ı ve O’nun Rasûlü’nü tasdik etmektir.
Bütün maddeleri; madenleri, taşları, toprakları, ağaçları, suları, güneşi, ayı yaratan sadece Hz. ALLAH’tır.

Cenâb-ı Hakk, putperest insanların tapmış oldukları putların maddelerini (taş, toprak, güneş gibi) yaratmıştır. Bilahare insanlar ALLAH’ın yarattığı madenlere, taş ve topraklara kendi elleriyle şekil vererek put haline getirmişlerdir. Bu putları da kendilerine ilâh olarak ittihaz etmişlerdir. Böylece şirke düşmek suretiyle îman nimetinden mahrum kalmışlardır. Hâlbuki insana ALLAH katında değer kazandıran îmandır. Îmansız insanın ALLAH katında hiçbir kıymeti yoktur.

4. İLİM KAPISI
İlim; Hz. ALLAH’ı bilmek, O’nu tanımak, O’nun emirlerini yerine getirmek ve kişinin kendi nefsinin acziyetini bilmesidir. İmam Mâlik (rh. a): “İlim çok rivâyet etmek değildir; ancak ilim ALLAH (c.c)’nun kalbe bıraktığı bir nurdur (marifetullah nuru yani ALLAH’ı bilmektir.)” buyurmuştur.

5. İHSAN KAPISI
Amel; Cenâb-ı Hakk’ın emir ve nehiylerinin insanlar tarafından fiiliyata dökülmesine denir.

Rasûl-i Ekrem (s.a.v) bir hadîs-i şeriflerinde: “İhsan, ALLAH’a onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyuruyor. İşte ALLAH’ın gördüğünü düşünerek yapılan ibadet, ihsan makamıdır. Kulun ALLAH’a karşı olan yakınlığının arttığı bir makamdır. Bu makama ulaşabilmek için de ALLAH’ın rızasına, Efendimiz (s.a.v)’in sünnetine uygun hareket edip bu hareketleri devamlı yapmak gerekir.

6. İHLÂS KAPISI
İhlâs odur ki; riyanın zıddıdır. Riyâ; gösteriş için amel yapmaya denir. İhlâs ise, sırf ALLAH için amel yapılmasıdır.

İhlâs; Cenâb-ı Hakk’ın rızası için yapılan amellerdeki öze denir. İhlâsı bulabilmek için şevkle Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in sünnetlerine yapışmak gerekir. Aksi takdirde ihlâsı bulmak mümkün değildir. Cüneyd-i Bağdadî (rh. a): "İhlâs ALLAH ile kula arasında bir sırdır. Melek bilmez ki yazsın, şeytan bilmez ki bozsun, heva bilmez ki eğsin.''

7. TEVBE KAPISI
Bu makamda çok tevbe edip Cenâb-ı Hakk’tan af ve mağfiret dilemeli ki, Cenâb-ı Hakk kulunu affetsin. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hiç günahı olmadığı hâlde günde 100 defa ALLAH’a tevbe ve istiğfar yapardı.

Buradaki tevbe, kişinin bir günah işlemesinden dolayı yaptığı tevbe değildir. Zira Rasûl-i Ekrem (s.a.v)’in hiç bir günahı yoktu. Kişinin acziyetinin ve kulluğunun Cenâb-ı Hakk karşısında ne kadar zayıf ve biçare olduğunun ifadesidir. İşte burada o kul, yaptığı her amelin Cenâb-ı ALLAH’a lâyık olmadığını, ALLAH’ın şanı karşısında yaptığı bütün amellerin noksan kaldığını kabul eder.

Nitekim Efendimiz (s.a.v) bir duasında:
“Ey ibadet edilmeye lâyık olan Rabbim! Seni hakkıyla tanıyıp Sana kulluk edemedim.” (4) buyurmuştur

. O ki Âlemlerin Habîbi’dir. O böyle söylediği takdirde hiç bir kulun, hiç bir amelinin ALLAH’ın şanına lâyık olduğu söylenemez.

İşte bu tevbe kapısında kul, ALLAH Teâlâ karşısında devamlı acziyetini kabul edip, boynunu büktükçe Cenâb-ı Hakk onu bir sonraki kapı olan rıza kapısına çeker.
8. RIZA KAPISI

Rıza; îmandan sonra bütün makamları içine alan en büyük bir makamdır. Kişi bu makamda bütün hareketlerini Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için yapar. Yarattığı bütün mahlûkata sırf O’nun için hizmet ederek ALLAH’ın hoşnutluğunu kazanmaya çalışır. Bu makamı elde edebilmek için bütün güzel ahlâklar yaşanmaya çalışılmalıdır. Bu makam için; kişi Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in günlük bütün sünnetlerini yaşamaya çalışarak, O’nun ahlâkıyla ahlâklanmalıdır.

Öyle olur ki; artık Cenâb-ı Hakk ondan razı olur. ALLAH Teâlâ ondan razı olunca âyetleriyle de müjdeler.

“Ey mutmain olmuş nefs! Sen ALLAH’tan, O da senden razı olarak Rabbine dön!” âyeti onun ruhunda tecellî eder. Bu tecelliyle o kişi anlar ki, Rabbü’l-Âlemîn ondan razıdır.

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

"ALLAH bir kulu sevdi mi Hz. Cebrail (a.s.)'a: ‘ALLAH falanı seviyor, onu sen de sev!’ diye seslenir. Onu Cebrail de sever. Sonra o, sema ehline: ‘ALLAH falanı seviyor, onu siz de sevin!’ diye nida eder, derken, bütün sema ehli de onu sevmeye başlar. Sonra onun için arz halkı (insanlar) arasına hüsn-ü kabul konur."

Îman sahipleri, ALLAH sevdirdiği için o kişiye ellerinde olmayarak hürmet ve hizmet ederler. İşte böylece rıza makamı Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu kazanmaktır.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !